YASAR KEMAL .. Sonunda Karacaoğlan gibi oldu!

Şubat 28, 2015 |

Yaşar Kemal hayatına, 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü, 1 şiir alanında eser sığdırarak, Türk edebiyatında Karacaoğlan gibi efsane yere sahip oldu.

AA

Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan “Türk edebiyatının koca çınarı” Yaşar Kemal, 1923′te Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde, Van Gölü yakınlarındaki eski adı “Ernis” olan Ünseli köyünden Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden göç etmek zorunda kalan Halime-Sadık çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Nüfus cüzdanına ancak ilkokulda sahip olabilen Yaşar Kemal’in doğum tarihi kayıtlara 1926 olarak geçti.

Roman gibi bir çocukluk

Yaşar Kemal, “romanlarının ülkesi” Çukurova’da, roman gibi bir çocukluk geçirdi.

Evlerinde Kürtçe, köylerinde ise Türkçe konuşulurdu. Türkmen köyüne göç etmiş Van muhaciri ailesiyle köylüler arasındaki ilişkiyi yıllar sonra Yaşar Kemal, “Doğduğum bu Türkmen köyünde bizi Kürt diye hiç ayrı saymıyorlardı. Biz de kendimizi onlardan hiç ayırmıyorduk. Bütün köylülerle akraba gibiydik” diye anlatmıştı.

Talihsiz bir olay sonucunda bir gözünü kaybetti. Yaşar Kemal, 3,5 yaşındayken, evlerinin avlusunda koyun kesen halasının eşini izlerken, bıçak deriden kayıp sağ gözüne saplandı ve bu gözü kör oldu.

Bu olaydan bir yıl sonra babası cinayete kurban gitti. Babasını, Van’dan göç ederken ölümden kurtarıp büyüttüğü oğulluğu Yusuf, camide namaz kılarken kalbinden bıçaklamıştı.

Bu olaya tanık olan Yaşar Kemal, kekeme oldu ve 12 yaşına dek konuşmakta zorlandı. Yalnızca türkü söylerken kekemeliği geçiyordu. Babasının ölümüne çok üzülen Yaşar Kemal, uzun süre mezarlıkların önünden dahi geçemedi. Okur-yazar olduktan sonra kekemelikten kurtuldu.

Babasının ölümünün ardından annesi, evli olan veYaşar Kemal’in “iyi bir adamdı” diye nitelediği amcası Tahir’in ikinci eşi olurken, aile yoksullukla karşı karşıya kaldı.

Yaşar Kemal ise “çocukluğunun krallığında” canının her istediğini yapıyor, aşıkların anlattığı destanları, eşkıya hikayelerini dinleyip ileride romanlarda anlatacağı bir atmosferde kendisini geliştiriyordu. “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” kitabında çocukluğunu “Ben köyden ayrılıp şehre düşünce çocukların çocuk olduğunu anladım. Elbette çocuktuk biz de ama hiç kimse bize küçültücü bir davranışta bulunmadı. Bizim köyde çocuklar da insandı” sözleriyle aktardı.

Aşık Ali’nin öngörüsü

Küçük yaşlarda ozanların anlattığı efsaneler, okudukları şiirler Yaşar Kemal’i derinden etkiledi. Yaşar Kemal de küçük yaşına rağmen ozanlara öykünerek türküler, şiirler söylemeye başladı. Kendisiyle atışan görme engelli Aşık Ali’nin “Sen bu yaşta bu kadarsan sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın” sözleri onu çok mutlu etti.

 

“Kürtçe hikaye anlatamıyorum”

Yaşar Kemal, Kürtçe konuşulan bir evde büyümesine karşın niçin Kürtçe yazmadığı konusunda eleştirilere maruz kaldı. Yaşar Kemal, şunları aktarmıştı:

“Evde çoğunlukla Kürtçe konuşuluyordu. Evdekiler kırık dökük bir Türkçe öğrenmişlerdi. Biz çocuklara gelince evde de dışarıda da hemen hemen hiç Kürtçe konuşmuyorduk. Evdekiler bize Kürtçe ne söylerse söylesinler biz onlara Türkçe cevap veriyorduk. Bizimkiler de bize hiç kızmıyorlardı. Ben şimdi Kürtçeyi ne konuşulursa konuşulsun anlıyorum. Uzun olmamak koşuluyla da konuşabiliyorum ama bir hikaye anlat derlerse anlatamıyorum. Tabii yazamıyorum da… Yazılanları da öyle pek anlayamıyorum. Türkçeyi ne zaman öğrendim, Kürtçeyi ne zaman anlamaya başladım anımsamıyorum.”


İki yol

İlkokulu bitirdiğinde Yaşar Kemal’in önünde iki seçenek vardı: Kendisinin ileride Karacaoğlan gibi bir aşık olacağından emin Aşık Rahmi ile Anadolu’yu köy köy dolaşmak ya da ortaokula gitmek… Uykusuz gecelerin ardından ortaokula gitme kararı aldı.

Öğretmenin kendisi için kasabanın zenginlerinden topladığı parayı kabul etmeyen Yaşar Kemal, Adana’nın yolunu tuttu. Yaşar Kemal, çırçır fabrikasında çalışıp okuduğu ortaokulu son sınıfında maddi imkansızlıklar nedeniyle terk etmek zorunda kaldı.

Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat katipliği, Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk, Zirai Mücadele’de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli’nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği, pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

Çukurova’dan ve Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı “Ağıtlar”, Adana Halkevi tarafından 1943′te yayımlandı.

Yaşar Kemal 17 yaşındayken, İstanbul’dan Adana’ya sürgün gelen Arif Dino’nun “Eskiyene kadar tekrar tekrar okuman için” diyerek 3 adet hediye ettiği “Don Kişot” romanı ona yeni kapılar açtı. Kemal, İspanyol yazar Cervantes ile kurduğu bağı “Don Kişot’u okuyunca yeni bir dünya buldum. Günlerce etkisinde kaldım. Cervantes bütün insanlığımı, yüreğimde sakladığım birçok gizi açıklamıştı. Bir karanlığa gömülmüş, sonra da içimde bir yücelme olmuştu” sözleriyle aktarmıştı.

İstanbul’dan Adana’ya sürgün edilen Arif ve Abidin Dino kardeşler, onun yaşamında önemli yer tuttu.

Hapishanede bıçaklandı

Yaşar Kemal, Adana Kadirli’de arzuhalcilik yaparken “komünizm propagandası suçlamasıyla” karşılaştı.

Evi birkaç kez jandarma baskınına uğradı. Folklor denemeleri, roman taslakları baskınlarda kayboldu.

Yaşar Kemal, hakkındaki bir ifade nedeniyle gözaltına alınıp tutuklandı. O günü, “Adana’da Kadirlili bir çocuk komünist propagandası yaparken yakalanmış… Çocuğu çok dövmüşler, o da bildiği adların hepsiyle bir olmuş Çukurova’da Komünist Partisi kurmuş, ben de o kurucular arasındayım. Bir sabah candarmalar geldi, şangur şungur kelepçeler taktılar” diye aktardı.

Cezaevinde kendisine, “Senin ailen bana çok yardım etti, hayatımı kurtardı desem doğru olur ama bu hapishanede tek düşmanın benim. Benden kork. Katillikten, hırsızlıktan, ırza geçmekten düşseydin başım üstünde yerin vardı” diyen eşkıya Hilmi’nin bıçaklı saldırısına maruz kaldı.

Bir öyküsünü okuyan ve anlatımına hayran kalan mahkeme başkanının “Buralarda durmayın. Sizi öldürürler, yazık olur” şeklindeki sözleri üzerine önce Ankara’ya, oradan da İstanbul’a gitti.

İlk olarak 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışan Kemal, burada “Yaşar Kemal” ismini kullandı.

Bu arada 1952′de ilk öykü kitabı “Sarı Sıcak”ı, 1955′te ise bugüne dek 40′tan fazla dile çevrilen romanı “İnce Memed”i yayımladı. 1962′de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği ve merkezyürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967′de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973′te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988′de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. 1995′te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum edildiyse de cezası ertelendi.

Roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramlarını işledi. Büyük ün kazanan “İnce Memed” romanı 40 dile çevrilirken, büyük dünya yazarları arasında yer aldı. “İnce Memed”in de aralarında bulunduğu 9 eseri filme çekildi.

2. Abdülhamit’in baştabibi Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Kemal ile evliliği ona dış dünyanın da kapılarını araladı. Türkçe, İngilizce, Fransızca ve İspanyolcayı iyi bilen Thilda Kemal, Yaşar Kemal’in, 17 eserinin yabancı dillere çevirisini yaptı. 50 yıl evli kalan ve bir çocukları olan çifti ölüm ayırdı. Thilda Kemal, 17 Ocak 2001′de hayatını kaybetti. Yaşar Kemal, Ayşe Semiha Baban ile ikinci evliliğini yaptı.

Nobel meselesi

Yaşar Kemal, pek çok kez Nobel’e aday gösterilmesine karşın bu ödül kendisine verilmedi.

Yakın dostu Zülfü Livaneli, Nobel ödülünün küçük hesaplar ve kıskançlıklar dolayısıyla Yaşar Kemal’e verilmediğini, “Sevdalım Hayat” kitabının 231. sayfasında şöyle aktardı:

“Bir seferinde Yaşar Kemal, Nobel Ödülü’ne çok yaklaşmıştı. En güçlü aday olarak adı geçiyordu ve sonradan öğrendiğimize göre ödülü kazanamaması için hiçbir neden yoktu. Tam o sırada bazı Türkler ve Türkiyeli Kürtler devreye girerek Yaşar Kemal aleyhine bir dedikodu çarkı çevirdiler. İsveç akademisine, Türk edebiyatını iyi bilmediklerini, aslında Yaşar Kemal’in Türkiye’de beşinci sınıf bir yazar olduğunu, sadece o çevrilmiş olduğu için ödülü ona vermenin haksızlık olacağını söylemişler. Bu arada bazı Kürtler de Yaşar Kemal’in Kürt olduğu halde Türkçe yazmasının Kürt kimliğini inkar etme anlamına geldiğini öne süren bir kampanya başlattılar. Onlara göre Yaşar Kemal, Kürt halkının masallarını alıp Türklere mal etmekle görevli bir devlet yazarıydı. Lars Gustafson adlı İsveçli romancı Avusturya’da tanıştığı Diana Canetti adlı Türkiyeli bir yazarın Türkiye’de Yaşar Kemal’den daha ünlü olduğunu yazınca dayanamadım ve yazının yayımlandığı Expressen gazetesine bir açıklama gönderdim… Bu tartışmalar, zaten kıl payı dengeler üstünde duran İsveç akademisini ürküttü, Yaşar Kemal’e verecekleri ödülü ertelemeyi uygun görüp Patrick White’a verdiler.”

38 ödül

Çukurova’da başlayan yazın hayatında Yaşar Kemal, pek çok ödüle layık bulundu. Ünlü yazarın kazandığı ödüller şöyle:

1955 – Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün adlı röportaj dizisiyle 1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı, 1956 – İnce Memed ile 1956 Varlık Roman Armağanı, 1966 – Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile 1966 İlhan İskender Armağanı, 1966 – Teneke oyunu ile 1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü, 1974 – Demirciler Çarşısı Cinayeti ile 1974 Madaralı Roman Armağanı, 1977 – Yer Demir Gök Bakır ile 1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü, 1978 – Ölmez Otu ile 1978′de Fransa’da En İyi Yabancı Kitap Ödülü, 1979 – Binboğalar Efsanesi ile 1979 Fransa Büyük Jüri En İyi Kitap Ödülü, 1982 – Uluslararası Cino Del Duca Ödülü, 1984 – Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi, 1984 – TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü, 1985 – Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, 1986 – Kale Kapısı ile 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü, 1988 – TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü, 1988 – Fransa Kültür Bakanlığı “Commandeur des Arts et des Lettres” Nişanı, 1991 – Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası, 1992 – 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı, 1992 – Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası, 1993 – Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü, 1994 – Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı, 1995 – Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka) , 1996 – Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce Özgürlüğü Ödülü, 1996 – Kanun Sesi ile 1996 Akdeniz Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa), 1996 – VIII Katalunya Uluslararası Ödülü (Barcelona, İspanya), 1996 – Lillian Hellman/Dashiell Hammett Baskıya Karşı Cesaret Ödülü (New York, ABD), 1997 – Uluslararası Nonino Ödülü (İtalya), 1997 – Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsda İsveç), 1997 – Norveç Yazarlar Birliği Ödülü, Wole Soyinka ile ortak, 1997 – Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar Birliği Ödülü, 1998 – Frei Üniversitesi Berlin fahri doktora, 1998 – Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü, 2002 – Bilkent Üniversitesi fahri doktora, 2003 – Z. Homerus Şiir Ödülü, 2003 – Savanos Ödülü (Selanik) , 2003 – Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek Ödülü, 2008 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, 2011 – Türkiye Gazeteciler Derneği Özel Onur Ödülü, 2011 – Grand Officier dans l’Ordre National de la Légion d’Honneur Nişanı, 2013 – Ermeni Krikor Naregatsi Nişanı.

Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler” diyen Yaşar Kemal, bir süredir tedavi gördüğü hastanede bugün hayata gözlerini yumdu.


Yazıları posta kutunda oku


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir