Site icon Turkish Forum

İBRAHİM DE SAKALLIYDI İBRAHİM’İ ATEŞE ATAN NEMRUT DA!

Sarah Hacer'i İbrahim'e Takdim Ediyor, Louis Jean Francois Lagrenee Güzel Sanatlar Müzesi, Boston

Sarah Hacer'i İbrahim'e Takdim Ediyor, Louis Jean Francois Lagrenee Güzel Sanatlar Müzesi, Boston

2017 yılında medyaya yansıyan bir haberde din adına kendisinde söz söyleme yetkisi gören cübbeli, sarıklı ve sakallı bir şahıs, “Hanımı izin vermediği için tıraş olması caiz mi?” sorusuna cevap olarak, erkeklerin sakal bırakmakla emrolunduklarını ve bunun gerekçesini şöyle açıklıyordu:

“Erkeğin sakal bırakması için hanımından müsaade almasına gerek yok. Erkek sakal bırakmakla memurdur. Erkek, kadından ayrılmak için sakal bırakmalıdır zaten. Kadından ayıran iki uzvundan biri sakaldır zaten. İleride bir adam gördünüz, uzun saçlı, zaten şimdi kadınımız da erkeğimiz de aynı giyiniyor. Şimdi, bir bakıyorsun uzun saçlı, sakalı da yok. Şimdi yakınına gelene kadar onu kadın zannedersin. Allah muhafaza bir sürü düşünceye de girersin. Ne gerek var insanları meşgul ediyorsun”(1)

Gazeteci Fatih Altaylı, şahsın sakal konusundaki bu ifadeleri üzerine şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“-Sakalsız erkek şehvet uyandırır- diyorlar. Sakalını kessen sen bunların hedefisin. Sakalsız erkekten hallenen bir sapık başkasına ne yapmaz? O yüzden tehlikeli. Çoluğunuzu çocuğunuzu bunların kurslarına falan yollamayın. Çünkü sakalı çıkmamış çocuk, bunlar için hedef, hallenir. Bunlar bunu çok rahat bir şekilde söylüyorlar. Herif diyor ki ‘erkeğin elini uzun süre tutmak şehvet uyandırır’ diyorlar. Bu nasıl bir şeydir? Bunların voleybol, basketbol veya başka bir spora normal bakmaları mümkün değil. Bunlar bulsalar seni beni götürecekler. Allahtan sakalım var, senin de var. Ben bunların binasına girmeye korkarım.”(2)

Gazeteci Ahmet Hakan ise yukarıdaki açıklamanın sahibi hakkında şöyle demiştir:

“Dediği şu:

– Erkek kadından ayrılmak için sakal bırakmalıdır.

– İleride bir adam gördünüz, uzun saçlı, sakalı da yok.

– Yakınına gelene kadar onu kadın zannedersin.

– Allah muhafaza bir sürü düşünceye girersin.

*

Yuh!

Gerçekten yuh!

Ve hatta oha!

Binlerce kez oha!

*

 Yahu siz insanı dinden çıkarmaya mı çalışıyorsunuz?

 Yahu sizi dış mihraklar falan mı görevlendirdi?

*

 Yahu sizin kafa, belden aşağısından başka bir şeye çalışmıyor mu?

*

 Yahu sizde utanma, ar, hayâ, edep falan kalmadı mı?

*

Hadi sakalsız erkekler, sakal bırakarak sizin hallenmenizden yırttılar.

*

Peki sizin gibi sapıklar, sırf sakalsız diye damacanalara hallenirse…

Zavallı damacanalar ne yapacak?

Onlar da mı sakal bırakacak?”(3)

Tam hatırlayamadım ama sakal üzerine ahkâm kesen birisi de sanırım sakal bırakmayan emeklileri gözüne kestirmişti de sakalsız bir emekli olarak derhal sakal bırakmaya karar vermiştim.

Peki “Sakal bırakmanın dini hükmü nedir?” bu soruya DİB DİYK’nun verdiği cevap özetle şudur: “Buna göre Hz. Peygamber’e (s.a.s.) uymak maksadıyla sakal bırakan ve sakalının sünnete uygun bir şekilde bakımını yapan kişinin bu amelinden dolayı sevap alacağını, ancak herhangi bir sebeple buna imkân bulamadıkları için sakalını tıraş edenlerin ise sünnete aykırı düşmekle birlikte bundan dolayı günaha girmeyeceğini söylemek mümkündür.”(4)

Görüldüğü gibi DİB, sakal bırakmanın sünnet olduğunu söylemektedir!

Oysa bize kalırsa; Sünnet, ancak Hz. Peygamber’e özgü olan, yani ondan önce olmayan, ancak onunla birlikte uygulamaya konulan söylemler ve eylemlerdir. Hz. Peygamberin, peygamberlik geldikten sonra yaptığı, ümmetine de yapın dediği, yani İslam Dini ile birlikte ortaya çıkan yepyeni, orijinal uygulamalar, hal, tavır ve yaşam tarzı olmalıdır. Öyle ya; madem Hz. Muhammed “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”(5) diyordu, şu halde sahabesinin, dolayısıyla ümmetinin, kendisinden önceki insanlara ve kendi döneminde yaşayan gayrimüslimlere, hatta Müşriklere benzemelerine yol açacak bir şeyi, yani sakal bırakmayı neden tavsiye etsin? Arkadaşlarından, neden Ebu Cehil’e, Ebu Leheb’e ve Ebu Süfyan’a benzemelerini istesin?  

Dolayısıyla; sakal bırakmayanlar neden sünnete uymamış olarak günaha girmiş olsunlar, sakal bırakanlar neden fazladan sevap kazanmış olsunlar? Sakal kesmek neden mekruh olsun?

Hz. İbrahim de Sakallıydı Onu Ateşe Atan Babil Kralı Hammurabi de…

“Sakal sünnettir” diyerek, sakala kutsiyet atfedenler bilsinler ki; Ebu Cehil, Ebu Leheb, Utbe b. Rebiâ gibi azılı İslam ve Peygamber düşmanları da sakallı idiler. Yani sakal, İslam öncesi cahiliye dönemi insanları tarafından da kullanılıyordu! Cahil yobazın birisi, sosyal medyada espri kabilinden ve elbette belgeye dayalı olarak yapmış olduğumuz “Sakal ve başörtüsü Firavunlar Dönemi Mısır Geleneğidir” şeklindeki kanaatimizden dolayı bize “Şarlatan” demiş.

Oysa o paylaşımın altına hem Mısır firavunlarının sakallı heykellerini ve İslami literatürde “Asiye Anamız” şeklinde nitelendirilen Firavun’un, tevhit inancına sahip olduğu söylenen karısı Asiye’nin resmedildiği bir mozaik eklemiştim. Araştırmacı Yazar Talha Uğurluel, o fotoğrafı Kudüs’te çektiğini ve o mozaikin, efsaneye göre; erkek çocuklarının öldürülmesi şeklindeki Firavun’un zulmünden kurtarılmak üzere nehre atılan bebek Musa’nın Firavun’un karısı Asiye tarafından kurtarılmasını anlattığını söylüyor sosyal medya (facebook) hesabında.

Talha Uğurluel söz konusu mozaikin hangi döneme ait olduğu ve kimler tarafından yapıldığı konusunda bilgi vermemiş ama o mozaikin rastgele yapıldığı kanaatinde değilim ben.  Mutlaka bir tarihi araştırmanın ürünü olmalıdır diye düşünüyorum. Dikkat edilirse; mozaikte bulunan ve Talha Uğurluel’in “Firavun’un karısı Asiye” olarak tanıttığı kadın ve yanındaki diğer kadınlar tesettürlü, üstelik de başörtülüdürler. Hatta Asiye ve kadınlardan ikisi el ve yüzleri açık, dördüncü kadın tam kapalı. Yani çarşaflı gibi durmaktadır.  “Sakal ve başörtüsü, Firavunlar dönemi Mısır geleneğidir” demem işte bu yüzdendir.

Yani demek oluyor ki; erkeklerin sakal bırakması, kadınların ise başörtüsü ve çarşaf(yani tam kapanma) kullanmaları, Firavunlar döneminin eski Mısır’ında da varmış! Belgeler ve bulgular öyle diyor bize.

Gazeteci Soner Yalçın; “Yaklaşık 4 bin yıl önce Babil İmparatoru Hammurabi’nin kanunlarında kadının sosyal statüsü ilk kez yazılı yasa haline getirildi: ‘Kadınlar sokağa çıkarlarken başlarını açmamış olacaklardır.’  Bu kanun yeniydi, ama uygulama eskiydi. Sümer, Asur, Hitit, Urartu, Akad gibi site devletlerinde de benzer uygulamalar vardı. Kadını örtüye sokmanın temel nedeni, hür kadın ile köle kadınların birbirinden ayrılmasını sağlamaktı. Yani amaç, hangi kadının bir erkeğin koruması altında, hangisinin ise ‘kolay av’ olduğunu göstermekti!” dedikten sonra, başörtüsünün Tevrat ve İncil’de de geçtiğini söylemektedir.(6)

Buyurun size M.Ö. 1810-1750 yıllarında (yani bir rivayete göre; ilahi dinlerin babası kabul edilen Hz. İbrahim döneminde) yaşamış Babil Kralı Hammurabi. Yani yine bir rivayete göre; İbrahim’i ateşe atan Nemrut! Bakın, onun döneminden kalma kil tabletlerde o da tıpkı “Peygamberin sünneti” diyerek sakal bırakan sizler gibi, neredeyse göbeğine kadar uzanan sakalıyla betimlenmiş! Muhtemelen İbrahim de kendisini ateşe atan Hammurabi gibi sakallıydı.

Siz her şeyi sünnetle ve mucize ile açıklamak zorunda mısınız, sizin hiç mi beyniniz çalışmıyor? Bilimsel bulgular, sizin için hiç bir bir şey ifade etmiyor mu? Giyim, kuşamın ya da süslenmenin, sünnetle ne alakası var? Giyinme, kültürel çevre, alışkanlıklar ve iklim şartlarıyla alakalı bir olaydır.

Hz. Muhammed de tıpkı dönemindeki diğer insanlar, mesela Mekkeli ve Taifli Müşrikler nasıl giyiniyordu iseler o da öyle giyiniyordu. Peygamber olduktan sonra bile giyim tarzını değiştirmemişti. Bu sebepledir ki; yanına gelen yabancılar, Peygamberi diğer insanlardan ayırt edemiyor, “Peygamber hanginiz” diye sorma gereği duyuyorlardı. Rivayete göre; Medine’ye vardıklarında, Medineliler, Peygamber zannıyla Ebubekir’e koşmuşlardı.

Bu bilgiler Diyanetin yayınlarında bile vardır. Mesela Prof. Dr. Bünyamin Erul’un, TDV Yayını olan “Sahabenin Sünnet Anlayışı” isimli kitabını açın okuyun. Anthony Quinn’i neredeyse 1400 sene öncesinden fırlayıp günümüze gelmiş Hz. Hamza olarak görecek kadar asli kaynaklarda yazılanlara bağlı olarak anlatan Ünlü “Çağrı” filmini izleyin. O filme iyi bakın; Müşrik olsun, münafık olsun, Müslüman olsun, sakalsız erkek neredeyse yok gibidir. Çünkü o günün erkek modası, erkek görüntüsü, erkek giyim, kuşam tarzı öyleydi. Peygamber de tıpkı onlar gibi giyiniyor, saçına başına onlar gibi şekil veriyordu.

Özetle; Peygamber, sizin mürşitleriniz, tarikat şeyhleriniz ve cemaat liderleriniz gibi gösterişli kostümler giymiyor, gösterişli koltuklarda oturmuyor, gösterişli arabalara binmiyordu. Müşrik ve Müslüman amcaları gibi giyiniyor, onlar gibi deveye biniyor, onlar gibi yiyip içiyor, onlar gibi yatıp uyuyordu.

Konuşmalarını ise sizin gösterişli kostümler giyen şeyhleriniz gibi altın varaklı kürsülerde veya minberlerde, asaya veya kılıca dayanarak değil, bazen bir hurma kütüğünün üstünde, bazen de bir kayanın, yarın veya tümseğin üzerinde yapıyordu. Yani cemaatin kendisini, kendisinin de cemaati rahat bir şekilde görebileceği, sesini mümkün olduğu kadar en uzaktakilere de duyurabileceği bir yükseklikte yapıyordu.

Onun mescidinde, sizin gösterişli camilerinizdeki gibi bilmem kaç basamaklı minber bulunmuyordu. Minberin girişinde farklı dua, üçüncü basamağında farklı dua, yedinci basamağında farklı dua da okumuyordu mesela. Yekpare şekildeki hurma kütüğünün üstüne çıkıyor, konuşmasını yapıyor, soruları cevaplandırıyor ve iniyordu. Hatta bazen, minberde iken mescide giren küçük torunları Hasan ve Hüseyin’i sevmek için minberden iniyor, onların başlarını okşuyor, sonra geri çıkıp konuşmasını tamamlıyordu. Belki de torunlarını kucağına alarak çıkıyordu minbere. Onun hayatı bu kadar sade, bu kadar sevgi doluydu işte.

Ancak siz, uydurma rivayetlerle, onun bu pırıl pırıl, insan sevgisiyle dolu hayatını örttünüz,  gizlediniz, sürekli asık suratlı, somurtkan ve hiç gülmeyen bir peygamber profili sundunuz insanlara. Peygamber dişlerini gösterecek biçimde kahkaha atmazdı, ancak tebessüm ederdi diyerek, Müslümanlara bırakın eğlenceli etkinlikler tertip etmeyi, neredeyse gülmeyi bile yasakladınız!

Oysa o, mescide eğlenceli etkinlikler düzenlenmesine müsaade edecek kadar hoşgörülü, genç eşi Aişe’nin elinden tutup bu eğlenceleri izlemeye götürecek, hatta Aişe ile koşu yarışı yapacak kadar ailesine düşkün birisiydi. Ancak yobaz, onun bu tarafını nedense gizler. Eğlence tertip edenleri, İslam’a yeni girmiş ve dini henüz iyice özümseyememiş Habeşliler olarak tanıtır, eğlencenin ise Mescitte değil, mescide yakın bir yerde düzenlendiğini söyler.

Yeri gelmişken şunu de peşinen söylemek isterim: Ben, sözüm ona giyim kuşamda serbestlik getiriyoruz diyerek devlet ciddiyetinin ve devlet nizamının yerle bir edilmesine karşıyım. Bu sebeple ben şahsen, sakallı, çarşaflı, kova başlı türbanlı, yakasız gömlekli, mini etekli ve Skinny Jean pantolonlu devlet memuru ve milli sporcular gibi, yurtdışında milleti temsil eden insanlar görmek istemiyorum. Türk Milleti, sakal ve çarşaf düşkünü orta doğulu bir millet değildir. İslamiyet öncesi Türk kültüründe sakal, çarşaf ve başörtüsü geleneği yoktur. Bunlar tamamıyla, eski orta doğu kültürlerine ait öğelerdir. Elbette İslamiyet öncesi Türk kadını da örtünüyordu ama bu, iklim ve yaşam şartlarına bağlı olarak şekillenmiş kendine özgü bir örtünmeydi.

Dr. Seher Yücetürk diyor ki; “Türk törelerine göre kadınlar sadece kocaları için güzel giyinip süslenmek durumunda idiler. Bunu da sadece mahrem alan kabul edilen evlerde yapmaları, dışardaki yabancı erkeklere bu şekilde gözükmemeleri gerekirdi. Giyinmeyi etkileyen faktörlerden bir diğeri savaş zamanlarıdır. Gerektiği her durumda kocası ile omuz omuza savaşta ve at üzerinde bulunan Türk kadınlarının, bu zamanlarda giydikleri giysilerin erkeklerinkinden pek farklı olmadığını, pantolon ve gömlek giydiklerini, kaynaklardan öğrenmekteyiz. Türk kadınlarının savaş zamanları dışında günlük hayatta etek, elbise gibi daha feminen giysiler giydikleri bilinmektedir. Ayrıca giysilerde kullanılan renklerin, kullanım yerlerine göre farklı şekilde anlamlandırıldıkları bilinmektedir. Türk kadınları açık renkli giysileri daha mutlu ve keyifli zamanlar için tercih ettikleri, buna karşın koyu renk giysileri ise matem, yas gibi mutsuz zamanlarda kullandıkları bilinmektedir.”(7)

Netice olarak demek isteriz ki; giyim kuşamın, dinle ilişkilendirilmesi ve buradan toplumsal fay hatları oluşturulması yanlıştır ve tehlikelidir…

___________

1-https://www.odatv4.com/guncel/sakalsiz-erkekler-kimleri-tahrik-ediyor-29418#google_vignette

2- https://www.gazeteduvar.com.tr/fatih-altayli-allahtan-sakalim-var-haber-1637265

3-Ahmet Hakan “Sakalsız erkek görünce bir sürü düşünceye giren kirli zihinli sapıklar” başlıklı yazısı,  https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/sakalsiz-erkek-gorunce-bir-suru-dusunceye-giren-kirli-zihinli-sapiklar-40681429

4- https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/1310/sakal-birakmanin-ve-kesmenin-dini-hukmu-nedir

5- Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031

6- Soner Yalçın, “Başörtüsü İslam’dan Önce de Vardı” başlıklı makalesi, https://www.hurriyet.com.tr/basortusu-islam-dan-once-de-vardi-7295605

7- Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Dr. Seher Yücetürk, “Türk Kadınının Giyim Kuşamı ve Güzellik Anlayışı” başlıklı makalesi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2034040

Fotoğraflar: 1-2-Hammurabi 3-Musa’nın kurtarılışını simgeleyen Mozaik (Talha Uğurluel facebook sayfası) 4-Mısır Firavunları

Exit mobile version